Sıkı bir okuyucu ve edebiyat tutkunu olan sevgili dostumuz Emre Bilgin 27 Ocak Salı günü gerçekleştirdiğimiz buluşmada bir bilgisayarcı gözüyle yapay zekâ ile edebiyat arasındaki etkileşimi mercek altına aldı. Bir romanı, bir hikâyeyi ya da bir şiiri bir makine yazabilir mi; yapay zekâ, edebiyatın üretim, dağıtım ve tüketim biçimlerini nasıl değiştirebilir; insan ve yapay zekâ edebiyatta birlikte yol alabilir mi gibi konulara değindi.
Yapay zekâ yazılımlarını artık sadece filmlerde, kitaplarda, oyunlarda değil, günlük hayatımızda da görüyor, kullanıyor, deneyimliyoruz. Bitmek usanmak bilmeyen tartışmalara, yanlış anlaşılmalara neden olan “yapay zekâ” kavramının mucidi olan John McCarthy’nin hayatını ele aldık. Genç bir akademisyen olarak 1956 senesinde ilk yapay zekâ konulunu konferans olan Darthmouth Konferansı’nı düzenleyip, konferansta yapay zekânın tanımlamasını yaparken “Öğrenmenin ve zekânın tüm özellikleri en ince detayına kadar tanımlanırsa, bilgisayarlar bunları simüle edebilir ve bunun sonucunda insan gibi düşünebilir” demiştir.
İlerleyen yıllarda bilim olarak kabul edilen yapay zekanın hazırladığı ilk çoğu sessiz harflerden oluşan, okunamaz şiirini, daha sonra gelişen örneklerini gördük. Zamanla ilerlemesi, şair ve yazarların yerine geçecek mi; insan duygularını verebilecek mi gibi yaklaşımları irdeleyen Emre Bilgin, etik sorunlar ile sunumunu sonlandırdı. Yapay zekâ ve edebiyat ilişkisinde en dikkat çekici unsurlardan biri de etik sorunlardır. Bu metinlerin üretiminde telif hakkı, sahiplik (mülkiyet) ve özgünlük gibi meseleler hâlâ netliğe kavuşmamıştır.
Sunum sonrası bir ürünün yapay zeka mı, gerçek mi olduğu nasıl ayrılabilir; yapay zeka insan gücünü ele geçirip işsizliğin çoğalmasına mı neden olacak gibi konularda tartıştık.
Yapay zekanın yazdığı bir romanın kelime dizini ve kurgusu müthiş olur. ama bir insan tarafından yazılmadığı bilinirken okuyucuya bir duygu geçirebilir mi merak ediyoruz. Bu güzel sunum için Emre Bilgin’e teşekkürlerimizle…

